sen yeter ki bak!!!!

Karanlığa yağan ışık tanelerine sarılıp sadece yaşamaya karar verdiğimiz dönüm noktaları.
Bu hayat benimdir ve tabiki bu kaderde! yön vermek ve bu kaderi değiştirmek benim elimdedir deyip makus talihine baş kaldırdığın dönüm noktaları.
bereket diye sevindiğin yağmurun ardından gelen azgın sel suları… tüm çırpınmaların faydasız kaldığı o ince çizgide seni kurtaran yaşlı, yorgun bir ağaç kökünde yaşama dönen bir nokta.
Ebedi istirahatgahını son çare gördüğün en zayıf anında… buğdayın sarısının, denizin mavisinin, özgür diyarlara kanat çırpan bir martının ve bir peygamberin sana anlatamadığı… gözünün daldığı noktadan ağırlığının en az on katı yük taşıyan bir karıncanın sana hayatı anlattığı o nokta…
Yaşama sırtını dönüp küstüğün gün… hangi deprem, hangi sarsıntı seni silkelemeli… türlü bahanelerle yaşama küstün, yani kendine… bu küslükle ardına saklandığın perdenin ardından gözüne takılan bir nokta yavrularına yuva yapan bir güvercin, o ağacın hemen altında simit satan bir çocuk…gayrı bitsin bu küskünlük diye perdeleri çekip ardına kadar pencereleri açtığın artık büyük noktan…
Bu dünyayı anlamanın sana eziyet ve yine cana eza, cefa olduğu boşluğun tükenmezliğinde… siyah beyaz bir resmin içinden fışkıran ve güle güle bütün masumiyetiyle koşa koşa, sana gelen çocukluğun yetmez miydi bu tükenmezliğin noktasına nokta katmaya…
bugüne değin verdiğin en büyük mağlubiyete bayrak sallarken… dut yaprağı yiyen bir tırtıl…bir gün sadece bir gün için yine de değmez miydi yaşamanın noktasına odaklanmaya…
bu hayatın neresinden başlamalı diye başarısızlıklara çalakalem imza attığın bu çaresizlik… tam o esnada kucağına verilen yeni doğmuş bir bebek, bu dünyaya onun gözlerinin baktığı saflığın, diretmişliliğin ve her şeyden önemlisi hayatı sevmenin noktasından başlayacağın nokta…
sen yeter ki bak… yeterki gözlerin bakmak istesin…bu dünyaya seni bağlayan bağı mutlaka göreceksin…
0 yorum yazılmıştır